Anasayfa
Binbir Bulut Masalları
Bir Şiir Sana, Bir Şiir Bana
Deneme Bir Kii
Beyaz Mikrofon
Tavşanlı Makas
Kahkaha Ağacı
BB Kitaplığı
Kahkaha Ağacı

Dışarısı Buz Gibi, Lapa Lapa Kar Var

Yazan: Fatih Turanalp

Resimleyen: Sümeyra Solmaz

Cama hohlayıp "gel buraya, üşüteceksin; dışarısı çok soğuk" diye yazdığımda kendimi annem gibi hissettim. Annemle tek farkımız mesajlarımızı iletiş yöntemlerimizdi. O, genelde pencereyi açıp bütün kedileri uyandıracak kadar yüksek bir sesle bağırıyordu. Bense "neden buharla da olmasın?" diyerek eskiçağlarda dumanla haberleşenler gibi bütün gücümle hohlamaya ve ambulanslardaki yazılar gibi tersten yazmaya başlamıştım. Buna öylesine kendimi kaptırdım ki geçenlerde öğretmenim yazılı kağıdımdaki garipliği farketmiş ve kağıdı ters çevirip cama dayadığında ancak, neler yazdığımı okuyabilmiş. Allahtan öğretmenim anlamış olayı. Tam kazasız belasız atlattık derken, o da ne?!! Öğretmenim de notumu tersten vermemiş mi? 81 alacağım yerde 18 almakla yetindim maalesef. :(

Neyse ne diyorduk? Pencereye hohluyor ve dışarıdaki arkadaşımı çağırıyordum, değil mi? Arkadaşım gelmemekte ısrarlıydı, "gelirsem kötü olur" dercesine yüzüme bakıyordu. Olduğu yerde donmuş gibiydi. Onun mesaj iletme yöntemi de budur herhalde, diye düşündüm: Donmuş bir gülümseme... Yalnızlığına acıyıp "madem sen gelemiyorsun, ben sana gelirim" diyerek kendimi dışarı attım. "Dışarısı buz gibi, lapa lapa kar var" şarkısını söyleyerek koşmaya başladım. Ağzımdan dumanlar çıkıyordu. "Sigara içen amcaların da ağzından böyle bir duman çıksaydı ne güzel olurdu" diye geçirdim aklımdan. O zaman ciğerleri kirlenmez, bulundukları yerin havasını da kirletmezlerdi. Fakat bacaların da onlardan geri kalır yanları yok; onlar da bütün bir şehri kirletiyorlar kışın.

Karda yürürken gıcırt gıcırt eden botlarım şarkıma tempo tutuyordu. "Eksi kırk derece soğuk suda bile yüzerim inan kiii..." Arada bir arkama dönüp karda bıraktığım izleri seyrettim. Dönüşte evi bulmak için iyi bir yoldu bu. Ne de olsa cebinde ekmek taşıyıp her adımda bir parça bırakmaktan daha iyi bir yöntem olduğu kesindi. Ama o yöntemi deneyen arkadaşlarımı da takdir ettim. Soğukta açlıktan kıvranan kuş kardeşlerimize yardımcı olmuş oldular. Fakat ne yazık ki bu kendilerine biraz pahalıya maloldu. Tüm ekmekleri kuşlar yediği için yollarını kaybettiler. Bense karların izlerimi örtecek kadar çok yağmamasını umuyordum sadece.

Yanına vardığımda beni bekleyen sürprizden habersiz, gülümsedim yüzüne. Aman Allah'ım! Arkadaşım, arkasına gizlenmiş olan kedi dostlarının yardımıyla eline geçirdiği "Karçelik" marka kar püskürtme makinesini birden yüzüme doğrultmasın mı? Böylesi bir karşılama törenini hiç beklemiyordum doğrusu. Çok şaşırdım ve korktum. Üstüm başım da kar içinde kaldı. Üstüne üstlük yolda üşüdüğüm yetmiyormuş gibi soğuktan ve korkudan dişlerim çatırdamaya bile başladı. "Alacağın olsun", dedim içimden. "Ben bütün bir yolu seni yalnız bırakmamak için katedeyim, seninse şu yaptığına bak." Bulunduğum yerden görünmedikleri için tam arkasında duran kedi dostlarını da pencereden farkedememişim. Hepsi birden miyavlıyor, bulundukları yerde keyiften taklalar atıyorlardı.

Karşılaştığım sürprizin etkisini üzerimden atınca arkadaşımı ve dostlarını affettim. Sonra da oturup bir güzel sohbet ettik. Sokakların durumundan, çöp tenekelerinden, kara kıştan filan konuştuk. Sohbetin sonunda insanların görme yetileriyle ilgili sorunları olduğuna bile kanaat getirdik; bembeyaz bir kışa "kara kış" demenin başka izahı yoktu çünkü. Kardanarkadaşım, evimize neden misafir olmak istemediğini de itiraf etti bu sohbet esnasında. Meğersem "gelirsem fena olur" demek, sıcak evimize gelirse eriyeceği ve bunun hem kendisi, hem de ev halkı için pek iyi olmayacağı anlamına geliyormuş. Sohbet çok güzeldi ama kartopu oynamak en güzeliydi. Biz de ayak parmaklarımız uyuşuncaya kadar karda sürüklendik, ellerimiz donunca kollarımızın altına sokuşturup onları, kartopu oynamaya devam ettik. Arkadaşımın keyfine diyecek yoktu tabi.

Kar iyice artmış, yolda bıraktığım izler kaybolmaya başlamıştı. Öteki mahallenin işgüzar çocuklarının her seferinde aldıkları havuç yerinde duruyor olsaydı arkadaşım kardanadamın da benimki gibi soğuktan donmuş bir burnu olacaktı. Şimdilik kedi dostlarının çöplükten buldukları biberle idare eden kardanarkadaşım gerçekten çok komik görünüyordu. Bir dahaki sefere köşedeki manavdan yeni bir tane havuç getireceğimi söyleyip arkadaşıma ve kedi dostlarına veda ettim. Annemin beni çağıran sesi de olmasaydı kesin evi bulamayacaktım. Çağırırken benden farklı bir yöntem kullanmasına işte tam o anda memnun oldum; cama "hadi eve gel" yazsaydı bir işe yaramayacaktı çünkü. Hem üstüne üstlük annem hep düz yazıyor.

Eve doğru koşmaya başladım; dumanlar, botlar, şarkılarla... "Hava ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde..."

<- Geri Git

Bu Bölümde Başka Neler Var?
Sen de Katıl Bize
Toplam 1 yorum yapılmış.
Üye Girişi
Kullanıcı Adın:
Şifren:
[ Ücretsiz Üye Olayım | Şifrem Neydi? ]
İyilikler Antlaşması
Merakettin Amca, biz neden yaşıyoruz?
Serin Selamlar
Meraklı Ce, Sultan Fatih'le Tanışıyor
Kocaman Ayaklı Çocuk: Menta
BeyazBulut Çocuk Ülkesi | © 2005-2026