Bahar geldi, hoş geldi. Bizim mahalleye şenlik geldi. Çiçekler başlarını uzattılar tomurcuklarından. Elveda kaşkolum, eldivenim, botlarım! Merhaba kırmızı şapkam, şıpıdık terliklerim, yemyeşil çimenler, bal sarısı topum.
Top dedim de aklıma ne geldi? Bu nefis günlerin, cıvıl cıvıl renklerin tadı nasıl çıkarılır dersiniz? Durun, boşuna yorulmayın. Kendi sorumu kendim cevaplayacağım!
"Renkli istop" diye bir oyun duydunuz mu? Sizi bilemem ama ben duydum. Duymakla kalmadım, bir güzelce de oynadım. Arkadaşlar, bu oyun başka oyun. Ortada bir top var, bir de soluk soluğa onun peşinde koşan çocuklar, yani bizler.
Önce hepimiz çember şeklinde diziliyoruz oyun alanımıza. Oyunun başı olacağı için topun kimin elinde olacağı çok da önemli değil. Oo mo karado, inci minci kim birinci ya da başka bir yolla ebeyi seçiyoruz. Topu elinde tutan ebe arkadaşımız düşünüyor, taşınıyor, e birazcık da kaşınıyor. Sonra arkadaşlarından birinin adını söyleyip topu taa yukarılara atıyor. Adı söylenen arkadaşımız hemen harekete geçiyor. Top yere düşmeden tutarsa, ne âlâ. O da başka bir arkadaşının adını söyleyip topu havaya atacak hemen. Ama tutamadıysa yandı demektir. Çünkü o tutayım diye topun peşinden koşarken, biz de alanın her bir köşesine kaçışacağız. Ne kadar uzağa gidersek o kadar kârlıyız. Topu yakalayınca "İstooopp" diye bağırıyor ebe olan arkadaşımız ve biz hemen olduğumuz yerde kalıyoruz. Yerimizden kımıldamak yok. Ebe de yerinde kalmalı.
Ebe bir renk söylüyor ve diğer arkadaşlarına doğru koşmaya başlıyor. Tabii, şimdi yerimizde durmak olmaz. Hem tabana kuvvet kaçacağız hem de ebenin söylediği rengi bir yerlerden bulacağız. Bulmak da yetmez. Onu bir de ebeye göstermemiz gerekir. İkinci seçeneğimiz de vurulup ebe olmak. Çünkü biz kaçarken ebe de boş durmuyor ya. O da içimizden rengi bulamayanları topuyla vurmaya çalışıyor. Vurduğu oyuncu yeni ebe oluyor ve oyun böylece sürüp gidiyor.
Arkadaşlar, her oyunun olduğu gibi istopun da püf noktaları var tabii. Bunlardan en önemlisi şu ki, olur da bir gün vurulur, ebe olursanız sakın topu çok fazla yukarılara atayım demeyin. Belki taa uzaklara attığınız o top bir buluta çarpar da acıtır onu. Üstüne bir de bizim bulutçuk ağlarsa, siz zarar edersiniz. Şapır şapır yağmur yağar, evi evine köylü köyüne olursunuz. Benden söylemesi... |